
Neden banyo lambalarımızı “nem cehennemi”nden geçiriyoruz?
Dürüst olalım: Banyolar, elektronik cihazlar için kabus gibi yerlerdir. Yoğun buhar, ani sıcaklık değişiklikleri ve su buharının her yere temas etmesi… Bu durum felaketlere yol açar.
İşte bu yüzden bu lambaları sadece bir kutuya koyup göndermiyoruz. Her bir lambayı nemli ve sıcak ortamlarda test ediyoruz. Temelde, lambaların sizin duşunuzda bozulmaması için laboratuvarda onları zorlayarak test ediyoruz.
Nemle mücadele
İşleyiş şöyle: Bu lambaların çoğunda kuvars tüpün içinde tungsten filament bulunur. Eğer tüpün ucundaki contalar hafifçe bozulursa, nem içeri sızar. Bu buhar, beyaz ısılı filamenti etkilediğinde filament oksitlenir ve kopar. İşte o zaman her şey biter.
Bu tür arızaların meydana gelmesini sağlamak için yüksek nemli ortamlar kullanıyoruz. Eğer bir conta sızıyorsa, bunun bizim gözetimimiz altında olmasını istiyoruz; müşterinin evinde değil.
“Görünmez” sorunların kontrolü
Sadece camın kırılması meselesi değil. Aynı zamanda elektriksel sorunlara da dikkat ediyoruz. Eşyalar uzun süre nemli kaldığında, seramik yalıtkanlarda küçük “köprüler” oluşabilir. Bu da akım sızıntılarına veya daha kötüsü kısa devrelere yol açar. Lambaları nemli ortamlarda bekletip gücü açıp kapatıyoruz. Eğer bir lamba 96 saat boyunca nemli ortamda kalıp yalıtım direnci düşmezse, bu lamba işe yaramaz demektir.
Zor kısım
Şimdi belki de “Sadece contayı daha sıkı yapın!” diyebilirsiniz. Ama burada bir sorun var. Eğer suyun içeri girmesini engellemek için contayı çok sıkı yaparsak, kuvars tüp ısındığında nefes alamaz. Fazla sıkı yapılırsa da cam içsel stres nedeniyle kırılır.
Bu, denge kurma meselesidir. Contanın hem buharı engelleyecek kadar sıkı, hem de camın kırılmadan genleşmesine izin verecek kadar gevşek olması gerekiyor. Bu işlem biraz zaman alıyor ve üretim sürecimizi yavaşlatıyor, ancak buna değer. Böylece bir ay boyunca yoğun buhar altında bile çalışan, arızalanmayan lambalar elde ediliyor.